AB'nin diplomatik servisi, dezenformasyon konferansında ABD baskısına boyun eğmekle eleştiriliyor
AB'nin diplomatik servisi, ABD'nin baskısının ardından bir dezenformasyon konferansına verdiği desteği çekti. Karar, bunun Birliğin sivil toplumu koruma yaklaşımını zayıflattığını savunan Avrupa Parlamentosu üyeleri ve sivil toplum kuruluşlarının tepkisine yol açtı.
AB'nin diplomatik servisi, Washington'dan gelen baskının ardından dezenformasyonla mücadele konferansına verdiği desteği son anda çekince, Avrupa Parlamentosu milletvekilleri ve sivil toplum kuruluşlarının tepkisiyle karşılaştı.
Avrupa Dış Eylem Servisi (EEAS), Avrupa düzeyinde bu alana odaklanan az sayıdaki etkinlikten biri olan konferanstan, programın AB'nin tutumuyla örtüşmediği gerekçesiyle desteğini çekti.
AB'nin dış ilişkilerden sorumlu baş sözcüsü Christian Wigand perşembe günü yaptığı açıklamada, "Programın içeriği nedeniyle EEAS logosunun konferansla ilgili materyallerden çıkarılmasına karar verdik," dedi.
Wigand, organizatörlerin bazı tartışmaları "AB'nin benimsediği tutumlarla örtüşmeyen bir çerçevede" ele almayı tercih ettiğini söyledi.
Ancak eleştirmenler, bir sivil toplum kuruluşunun düzenlediği etkinlikten AB'nin resmi görüşleriyle çeliştiği gerekçesiyle desteğin çekilmesinin, Birliğin sivil toplumu ve gazetecileri hükümet baskısı ile yabancı müdahalelerden korumayı amaçlayan Avrupa Demokrasi Kalkanı yaklaşımıyla çeliştiğini savunuyor.
Almanya'dan Yeşiller/Avrupa Özgür İttifakı (Greens/EFA) milletvekili Alexandra Geese, "Avrupa hükümetlerine, kendi dezenformasyon yayma rolünü gizlemek için bir dezenformasyon konferansını iptal etmeleri yönünde baskı yapmak diplomasi değildir. Bu, yabancı müdahaledir ve Avrupa buna böyle demelidir," dedi.
EEAS, konferans programının hangi bölümlerinin AB'nin görüşleriyle uyuşmadığını açıklamadı. Kurumun, etkinliğin başlamasına yalnızca birkaç gün kala organizatörlerden konferans materyallerindeki logosunu kaldırmalarını istediği belirtildi.
Euronews'in edindiği bilgilere göre Kanada ve Litvanya da ABD Dışişleri Bakanlığı'nın baskısının ardından logolarının konferans materyallerinden çıkarılmasını istedi.
Sivil toplum kuruluşu Državljan D'nin kurucu ortağı Domen Savic, "Özellikle EEAS açısından konferansa verilen desteğin son anda çekilmesi son derece sorumsuz bir adım. Bu, dezenformasyonla gerçekten mücadele etme konusunda kararlılık eksikliğini gösteriyor. AB'nin dezenformasyonu bir araç gibi ele aldığı izlenimini yaratıyor," dedi.
AB'nin desteğini çektiği konferans, AB DisinfoLab adlı sivil toplum kuruluşu tarafından Litvanya'nın başkenti Vilnius'ta çarşamba ve perşembe günü düzenlendi.
İtalya'dan Sosyalistler ve Demokratlar (S&D) grubu milletvekili Brando Benifei, EEAS'nin desteğini çekmesinin ciddi bir mesele olduğunu ve kapsamlı biçimde açıklanması gerektiğini söyledi.
Benifei, Vilnius'taki tartışmaların AB'nin resmi tutumuyla neden bu kadar büyük bir çelişki oluşturduğunu anlamanın zor olduğunu belirterek, "Logolarımızı gizleyerek Avrupa demokrasisini daha güçlü hale getirmemiz de pek mümkün görünmüyor" dedi.
AB terminolojisinde FIMI, "yabancı bilgi manipülasyonu ve müdahalesi" anlamına geliyor. EEAS'nin mart ayında yayımladığı son FIMI raporunda Çin ve Rusya, Avrupa'da bu tür operasyonlar yürüten hasım aktörler arasında gösteriliyor. Ancak raporda ABD'ye yer verilmiyor.
Vilnius'taki konferansın programında "ABD bir FIMI tehdidi olarak: Kabul et, uyum sağla, karşı koy" başlıklı bir panel de bulunuyor. Panele iki araştırmacının yanı sıra eski CIA yetkilisi Alex Finley katılıyor.
Avrupa Parlamentosu'nun Demokrasi Kalkanı özel komitesi başkanı, Fransa'dan Renew Europe milletvekili Nathalie Loiseau, demokrasilere yönelik yabancı müdahalelerin ülkeye göre değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.
Loiseau, "Demokrasilerimize yönelik müdahaleler arasında iyi ve kötü olanlar, görmezden gelmeye karar verdiklerimiz ve karşı koymayı seçtiklerimiz şeklinde bir ayrım yapamayız. FIMI ile mücadele yaklaşımım ülke bağımsızdır ve EEAS'nin yaklaşımı da böyle olmalıdır" dedi.
Hollanda'dan Greens/EFA milletvekili Kim van Sparrentak ise ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Avrupa'da aşırı sağın iktidara gelmesine yardımcı olmak istediğini açıkça söylediğini savundu.
Van Sparrentak, "Komisyon Trump'tan çekindiği için ABD müdahalesini kabul etmeye bile cesaret edemiyorsa kaybolmuş durumdayız," dedi.
Milletvekili, "Bu anlayışla Avrupa Komisyonu'nun hibrit tehditlere karşı Avrupa'nın vereceği yanıtları güvenilir biçimde yönetip koordine edip edemeyeceğini sorgulamaya başlıyorum" diye ekledi.
Euronews'in edindiği bilgilere göre karar, AB kurumları içinde oldukça üst düzeyde alındı ve konu üzerinde doğrudan çalışan bazı yetkilileri dahi hazırlıksız yakaladı.
Konferanstan birkaç gün önce ABD'li sağ görüşlü yorumcu Michael Shellenberger, etkinlikte konuşacak bazı isimlere e-posta gönderdi.
Shellenberger, konuşmacılara hükümetlerden fon alıp almadıklarını ve konferanstaki oturumlarıyla neyi amaçladıklarını sordu.
"ABD hükümetini, Avrupa'da yabancı bilgi manipülasyonu ve müdahalesi (FIMI) kaynağı olarak görüyor musunuz? Çalışmanız veya bu konferans hakkında ABD Dışişleri Bakanlığı ya da başka bir ABD kurumu ile herhangi bir temasınız oldu mu?" diye sorulan e-posta Euronews tarafından görüldü.
Aynı zamanda, Brüksel'in, en azından bir STK öncülüğündeki konferans söz konusuyken Washington'la atışmaması gerektiğini, çünkü Batı'nın gerçek düşmanları olarak görülen tehditlerle mücadele için transatlantik birliğin şart olduğunu savunanlar da var.
İsveçli Hristiyan Demokrat (EPP) milletvekili Tomas Tobé, Euronews'e, "ABD'nin, AB tarafından bir FIMI aktörü olarak algılandığını hissetmesinden üzüntü duyuyorum. FIMI söz konusu olduğunda AB, odağını Rusya'nın ve diğer hasım aktörlerin oluşturduğu tehdide sıkı sıkıya sabit tutmalıdır, nokta," dedi.
Buna karşılık, kimi isimler, uzmanların, sivil toplumun ve özel sektör temsilcilerinin dezenformasyonu tartıştığı, Avrupa düzeyindeki az sayıdaki ciddi platformdan biri olan bir konferanstan desteğin son anda çekilmesinin, bu topluluğa ABD müdahalesinden uzak durmaları yönünde açık bir mesaj verdiğini düşünüyor.
Glasgow Üniversitesi'nde misafir öğretim görevlisi olan Mattia Caniglia, Euronews'e, "ABD'nin attığı adımlar pek şaşırtıcı değil; dezenformasyon alanında çalışan çevreler, Donald Trump'ın Beyaz Saray'a dönmesinden bu yana giderek artan baskı altına alınmış durumda, ancak baskı hiç bu kadar açık olmamıştı," dedi.
"AB kurumları ve üye ülkelerin çoğu bu tür olaylara, dünya hâlâ 2010'daki dünyaymış gibi tepki veriyor, oysa her şey değişti. Önemli dosyaları riske atmamak için bir STK'ya verilen desteği feda etmek çözüm değil; çözüm, inandıklarımızın arkasında durmaktır," diye konuştu.
Bu habere Vincenzo Genovese de katkıda bulundu.
Kaynak: Tr