İçeriğe geç
  • Dolar 49,4216 ▲ %0,04
  • Euro 55,5025 ▲ %0,61
  • Sterlin 65,5764 ▲ %0,56
  • Gram Altın 6.569,62 ▲ %0,75
  • Çeyrek Altın 10.638,21 • %0,00
  • Gümüş 89,11 ▲ %0,80
  • Bitcoin 3.992.502 ▼ %3,06
  • BIST 100 12.118,29 ▼ %1,08

Gündem

Kartalkaya faciası da Soma gibi olmasın!

Kartalkaya'da 78 kişinin yaşamını yitirdiği otel yangını davası Yargıtay'a taşınırken, bakanlık yetkilileri ve valiler hâlâ yargılanmadı. Avukat Kaynun, sürecin Soma ve deprem davalarındaki gibi cezasızlıkla sonuçlanmasından endişe duyduklarını ifade etti.

Bolu Kartalkaya'da 78 kişinin yaşamını yitirdiği, 133 kişinin yaralandığı Grand Kartal Otel yangınına ilişkin yargı sürecinde tıkanıklık yaşanıyor. Otel patronları ile belediye ve il özel idaresi çalışanlarının yer aldığı ana dosya karar için Yargıtay 12. Ceza Dairesi'ne taşınırken, bakanlık yetkilileri ve dönemin valileri hakkında henüz dava bile açılmadı. Bakanlıkların engelleri, kısıtlı soruşturma izinleri ve Danıştay kararlarının görmezden gelinmesiyle kamu görevlilerinin yargılanması engellenirken, aileler ve avukatlar dosyanın Soma ve deprem davalarındaki gibi cezasızlık ve zamanaşımıyla sonuçlanmasından endişeli.

Faciada yaşamını yitirenlerin ailelerinin avukatlarından Onur Kaynun, dava sürecinin tıkandığını ifade etti. Onur Kaynun şu değerlendirmeyi yaptı:

"Patronların, Bolu Belediyesi çalışanlarının ve İl Özel İdaresi çalışanlarının dosyası şu an Yargıtay'a gitti. Yargıtay 12. Ceza Dairesi dosyada karar verecek. Soma gibi olası kasıtla iş kazası ve toplumsal katliamlara dair dosyalar bu daireye gidiyor. Şimdi bunun sonucunu bekliyoruz ama en önemlisi bizce, kamu görevlileri açısından, özellikle Kültür ve Turizm Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı yetkilileri, dönemin valileri hakkında hiçbir aşama kaydedilmemiş olması. Orada da şöyle bir durum var: Kültür ve Turizm Bakanlığı bir genel müdür olmak üzere 9 kamu görevlisi hakkında soruşturma izni vermişti. Üzerinden 1 yıldan fazla süre geçti. Ancak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yalnızca bir kişi hakkında soruşturma izni verdi. Bu kişi de şu an mevcutta emekli olan bir başmüfettiş. Sonra biz bunu Danıştay'a taşıdık. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın gerekli ön incelemeleri yeterli şekilde yapmadığını ve bu suretle eksik bir karar verdiğini söyledik. Danıştay itirazlarımızı kabul etti ve Bakanlığa şöyle dedi: 'Etkin bir ön soruşturma yapıp görev nedeniyle bu suçlamalar yapılan kişilerin hepsini tek tek belirtmeniz lazım. Ondan sonrasında kime soruşturma izni verip vermediğinizi isim bazında açıklamanız lazım. Yoksa bu verdiğiniz karar denetime elverişli bir karar olmaz.' Buna rağmen Çalışma Bakanlığı ikinci defa aynı kararını kopyala-yapıştır yaptı ve bizlere tebliğ etti. Danıştay 1. Dairesi'nin kararını resmen görmezden geldi. Biz bu kararı da tekrar Danıştay'a götürdük. Danıştay yine aynı kararı vererek, 'Senin bu yaptığın mahkeme kararını tanımamaktır. Müfettişler vasıtasıyla etkili bir iç soruşturma yürütmeli, tek tek isimleri belirtmeli ve buna göre benim hukuki denetim yapmama elverişli şekilde soruşturma izni verme veya vermeme kararı vermelisin' dedi. Temmuz ayından bu yana Çalışma Bakanlığı'nın bu soruşturma izni verip vermeme kararını tekrar bekliyoruz."

BAŞVURULAR HAVADA KALDI

Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı'nın soruşturma aşamasında Kültür ve Turizm Bakanlığı personeli hakkında da tüm başvurulara rağmen dava açmadığını ifade eden Kaynun şöyle devam etti:

"Burada başsavcılık kendince bir kaçış yolu bulmuş durumda; bütün bakanlıkların personellerini tek bir dosyada birleştirip iddianame düzenlemek niyetindeler. Bu ne akla yatkın ne de hukuken teknik olarak herhangi bir zorunluluk. Kaldı ki böyle bir yargılamanın da sağlıklı olacağını düşünmüyoruz. Mevcutta 9 kamu görevlisi hakkında 1 yılı aşkın süredir kesinleşmiş bir soruşturma izni var. Ancak Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı, avukatlar olarak biz görüştüğümüzde 'Çalışma Bakanlığı personeli hakkındaki soruşturma izni kararının kesinleşmesini bekliyoruz, onun için dava açmıyoruz' diyor.

Sonrasında, bu 9 kamu görevlisi hakkında başlangıçta yurt dışı çıkış yasağı şeklinde adli kontrol kararları verilmişti. Akabinde HSK'yi de şikayete konu olacak şekilde, aynı gün içinde aynı mahkemenin başka kararı olması karşısında nasıl yapıldığı tarafımızca anlaşılamayan şekilde hakimliğe başka bir hakim görevlendirilmek suretiyle bu kararlar kaldırıldı. Yani halihazırda bu kişiler hakkında yurt dışı çıkış yasağı bile yok. Müvvekkillerimize bunları dahi açıklayamıyoruz. Geldiğimiz aşamada tıkanıklık tam olarak bu noktada. Sorumluluğu en yüksek derece olan kamu görevlileri yargılanmıyor."

SOMA DAVASINI İŞARET ETTİ

Türkiye tarihinin en büyük iş cinayetlerinden biri olan ve 301 madencinin yaşamını yitirdiği Soma Maden Katliamı davasından çıkan kararı anımsatan Kaynun "Şimdi Yargıtay 12. Ceza Dairesi, olası kasıt ve bilinçli taksir ayrımına ilişkin incelemeleri en sık yapan daire. Soma maden katliamı dosyası da Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nde neticelendi. Ceza Dairesi kararında, 'Burada olası kasıtla öldürme var. 301 madenci açısından olası kasıtla öldürmeden hüküm tesis edilmesi gerekir' şeklinde bir karar vermişti. Sonra hukuk tarihimizde görülmemiş bir şekilde dairede 3 üye değişti. Bu değişimden bir ay sonra daire kendi kararını kaldırarak, yeni gelen 3 üyenin oyuyla ve oy çokluğuyla, daha önceki karara imza atan iki üyenin muhalif kalması suretiyle olası kast kararını kaldırdı. 'Burada bilinçli taksirle öldürme vardır' diyerek dosyayı kapattı. Bu hüküm, 12. Ceza Dairesi üzerinde şüphe yarattı ve Türkiye'nin en büyük katliamı bu şekilde neticelendi. Ailelerin endişesi, yine 12. Ceza Dairesi'nde benzer bir sonuçla karşılaşmak noktasında yoğunlaşıyor. Ailelerin bütün talebi ve kamuoyunun gündemi sıcak tutmasının amacı, böyle hukuk dışı bir sonuçla bir daha karşılaşmamak" dedi.

Deprem davalarındaki avukatların 'zamanaşımı' korkularının bu dava için de geçerli olduğunu ifade eden Kaynun "Elbette Kartalkaya davasında da benzer bir eğilim gündeme gelebilir, bu ihtimali göz ardı etmiyoruz. Kamu görevlileri açısından öldürme suçu değil de 'görevi kötüye kullanma ve görev suçları'ndan ceza verilmesi gündeme gelirse, deprem davalarındaki zaman aşımı endişeleri burada da söz konusu olabilir. Deprem davalarında da bildiğimiz üzere, taksirle öldürme bile denmeyerek görevi kötüye kullanma veya görevi ihmal gibi kapalı cezaevinde yatarı olmayan suçlarla yargılama yapılıp zaman aşımına konu edilmek isteniyor. Bunların hepsi sistematik ve bilinçli tercihli meseleler. Elbette Kartalkaya dosyasında da böyle riskler var. Bizim bütün mücadelemiz bu riskleri bertaraf edip gerçek adalete ulaşmak" ifadelerini kullandı.

***

SORUMLULAR HAK ETTİĞİ CEZAYI ALSIN

"Bolu Belediyesi ve İl Özel İdaresi personeli de defalarca kez buradaki asıl faillerin Kültür ve Turizm Bakanlığı çalışanları ile bakan olduğunu, onlar olmadan yapılan yargılamaların eksik kalacağını beyan etti. Biz de farklı düşünmüyoruz. Bütün faillerin adil bir şekilde yargılanmasını istiyoruz" diyen Kaynun talepleri de şöyle sıraladı:

>Bolu 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin verdiği, ülkemiz hukuk tarihi açısından bir dönüm noktası olabilecek nitelikteki yerinde kararın, Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nce TCK'nin doğru yorumlanması suretiyle onanması ve asli faillerin gereken cezaları alması.

>Kültür ve Turizm Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, otelin ruhsatsız denetiminden sorumlu olan ve yıkılması noktasında son karar mercii konumundaki dönemin valileri ile İçişleri Bakanlığı yetkilileri hakkında tüm ön inceleme ve müfettiş işlemlerinin tamamlanması. Her bakanlık için ayrı ve müstakil ceza davalarının açılması, yargılamaların olası kastla öldürme suçundan yapılması ve faillerin yargı önünden kaçırılmaması.

Kaynak: Birgun

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…