İçeriğe geç
  • Dolar 49,3681
  • Euro 55,2121
  • Sterlin 65,4596
  • Bitcoin 4.119.203 ▲ %0,31

Gündem

Siyonizmin karanlık yüzü ve Irak Yahudilerinin sürgünü: Irak'ta Yahudileri Mossad mı bombaladı?

Haber Merkezi

Bağdat'taki Yahudileri 1950'lerde göçe zorlayan bombalama olaylarının arkasında Mossad'ın olduğu iddia ediliyor. Tarihçi Avi Shlaim'in aktarımları, Lavon olayından Fauda dizisine uzanan süreçte İsrail'in nüfusu şekillendirmek için tarihi nasıl manipüle ettiğini çarpıcı biçimde ortaya koyuyor.

Tarih Nisan 1950, yer Bağdat.

Yahudilerin Hamursuz Bayramı olarak da isimlendirdiği Fısıh Bayramı'nın son günüydü. Yahudilerin sık uğradığı bir kahvehanenin yakınında bir bomba patladı ve dört kişi yaralandı. Aynı gün bir karar alındı Yahudiler, Tel Aviv'den talimat beklemeden Irak'ı terk etmek için başvuru yapabilecekti.

İsrailli tarihçi Esther Meir-Glitzenstein, bu iki olayın "muhtemelen" birbiriyle bağlantılı olduğuna dikkat çekiyor.

O haftalarda Bağdat'a bir Amerikan taşımacılık şirketinin temsilcisi geldi. Temsilcinin pasaportunda "Richard Armstrong" yazıyordu, ancak gerçek adı Şlomo Hillel'di: Irak doğumlu bir Mossad ajanıydı. 

Hillel aynı zamanda Irak'taki Yahudileri İsrail'e götürmekle görevli şirketin temsilciliğini yapıyordu. Temsil ettiği Near East Air Transport ise perde arkasında Yahudi Ajansı'na aitti. Hillel, yıllar sonra anılarında Irak yetkilileriyle "en samimi şekilde ayrıldıklarını" yazacaktı.

Irak başbakanı, patlamaların ardından bir yıl içinde yedi ila on bin Yahudi'nin ülkeden gideceğini sanıyordu. Oysa Irak'taki Yahudi cemaatinin sayısı yaklaşık 125 bin kişi olarak tahmin ediliyordu ve on binlerce Yahudi Irak'tan İsrail'e göç etti.

Beklenenle gerçekleşen arasındaki bu fark ise bu öykünün konusu.

Irak'taki Yahudiler hem denizden hem de havayoluyla İsrail'e taşınır. Taşımacılığı üstlenen Amerikan firmasının yetkilisi bir Mossad ajanıdır.
2600 yıllık Irak mazisinin sonu

Irak'taki Yahudi varlığı Babil sürgününe kadar uzanıyor. Bu anlatıya göre MÖ 6. yüzyılda Yeni Babil İmparatorluğu Kudüs'ü ele geçirdi ve Yahuda Krallığı'ndaki Yahudileri Babil'e zorla göç ettirdi. Olay hem tarihi hem de dini metinlerde yer alıyor.

1950'ye gelindiğinde Irak'taki Yahudi topluluğu, ülkenin en köklü, belli açılardan "en çok Araplaşmış" ve en varlıklı kesimini oluşturuyordu. Nüfusun yüzde ikisini oluşturan bu topluluk, ithalatın yaklaşık yüzde 75'ini yürütüyordu. Yani Irak sermayesi içindeki payları çok yüksekti. Bu durum haliyle Arap milliyetçileri için bir tartışma konusuydu. İsrail'in kendi güvenliği için nüfusunu artırma çabası ile Irak'ın Arap sermayesinin Yahudi tüccarlardan kurtulma ihtiyacı böylece bir kavşakta kesişti.

O yıllarda Bağdat'ta Dicle kıyısında saraylar yaptıran Yahudi tüccarlar vardı. El Raşid Caddesi'ndeki kahvelerde Arap yazarlarla şiir ve edebiyat konuşan Yahudi gençler sokakların sık görünen imgelerindendi. Irak'ın en zengin çarşı ve pazarları Yahudi geleneklerine uygun şekilde cumartesi günleri kapanırdı. Yahudilerin oranı azımsanmayacak kadar yüksekti, ticaretteki ve kültürel hayattaki etkileri de görmezden gelinemeyecek kadar büyüktü. Üstelik Irak'ın bu yerli Yahudileri Siyonizme mesafeliydi: O dönemin tahminlerine göre 125 bin kişiden yalnızca iki bini Siyonistti.

İsrail devleti açısından bu durum, giderilmesi gereken bir pürüz olarak görülüyordu.

1948'de İsrail devleti ilan edilince işin rengi hızla değişti. Arap orduları savaşa girdi, Bağdat sıkıyönetime geçti. Irak'ta Siyonizm suç sayıldı, Yahudiler devlet görevlerinden atıldı, yüzlerce kişi Siyonist olmakla suçlanıp tutuklandı. Yahudi karşıtı nefret artıyordu, ancak bu nefret henüz Siyonizmin büyümesine dönüşmemişti.

Sıra, Yahudilerin Irak'ta kendini güvende hissetmemesini sağlayacak adımlara gelmişti.

1948 sonbaharında Basra'nın en zengin Yahudisi Şafik Adas, İsrail'e silah ve araç sattığı gerekçesiyle halka açık biçimde asıldı. Yahudi cemaatindeki hakim his şuydu: Devletin bu kadar yakınındaki bir Yahudi bile korunamıyorsa, sıradan bir Yahudiyi hiç kimse korumazdı.

 Desteklemek, güç vermek için tüm okurlarımızı soL Haber'e abone olmaya davet ediyoruz.

ABONE OL

Boş kalan kayıt defterleri ve atılan bombalar

Mart 1950'de Irak, vatandaşlıktan çıkma koşuluyla göçe izin veren yasayı çıkardı.

Başta kimse kayıt yaptırmadı, çünkü Irak'taki Yahudiler birbirlerine, İsrail hükümetinin kabul planı netleşene kadar "kaydolmayın" diyordu. Gidenlerin nasıl gideceği, yanlarında ne kadar para taşıyabileceği ve hangi yollardan İsrail'e varacakları gibi birçok belirsizlik sürüyordu.

Bu sürecin hemen ardından gelen bombalama olayları, göçün genel hatlarını belirledi.

Hikayenin en tartışmalı sorusu ise on yıllardır aynı: Bombaları kim attı?

Tarihçilerin aktardığı anekdotlar, bu sürecin üzerindeki sis perdesini bugün biraz daha dağıtıyor.

1945'te Bağdat'ta doğan ve Oxford'dan emekli olan profesör Avi Shlaim, 2023'te yayımladığı anı kitabı "Üç Dünya: Bir Arap Yahudisinin Anıları"nda (Three Worlds: Memoirs of an Arab-Jew) bu soruya cevap verdiğini söylüyor. Kendisi de Yahudi olan Shlaim, kanıtlar sunuyor ve tanıkların anlatımlarını paylaşıyor.

Uçaklarla taşınan Irak Yahudilerinden bir fotoğraf.

Shlaim'in aktardığına göre Nisan 1950'deki bombalama olaylarının bazılarını doğrudan Mossad bağlantılı Siyonist yeraltı örgütleri gerçekleştirmişti. Yani İsrail, nüfusunu artırmak, İsrail dışındaki varlıklı Yahudileri göçe zorlamak ve sınır hatlarını güçlendirmek için bir nüfus politikası yürütüyordu.

Shlaim, 2017'de Bağdat'taki Siyonist örgütün eski üyesi Yaakov Karkoukli ile görüştü. Karkoukli 1928'de Bağdat'ta doğmuştu ve 1940'larda Mossad'ın ünlü ismi Isser Harel tarafından eğitilmişti. Shlaim'e o döneme dair kritik ayrıntıları aktardı.

Karkoukli'nin anlattığına göre Bağdat'ta Yahudilerin üzerine atılan beş bombadan üçünü, Mossad bağlantılı arkadaşı, genç avukat Yusef Basri atmıştı. Basri'nin ihtiyaç duyduğu mühimmatı ise İran'da görevli İsrailli istihbaratçı Meir Max Bineth sağlamıştı. Karkoukli'ye göre kendilerine gelen talimat, Yahudileri öldürmeden korkutmaktı. Ancak işler kağıt üzerinde planlandığı gibi ilerlemedi.

Bağdat'tan göç eden Yahudiler.

Karkoukli ayrıca Shlaim'e, Bağdat polisinin Basri ve arkadaşlarını sorgulamasına dair bir rapor da sunuyor. Shlaim, tarihi belge olarak yorumlanan bu raporun 258 sayfalık bir polis dosyası olduğunu söylüyor ve Irak basınının da bunu doğruladığını ifade ediyor. Kimi araştırmacılar bu tür örnekler için tanıklıkların yeterli veri sunmadığını iddia ediyor, fakat Shlaim bunun "yadsınamaz kanıt" olduğunun altını çiziyor.

Bağdat'ta belirli aralıklarla gerçekleşen patlamaların faillerinden biri olarak bilinen Salih Şalom, Ocak 1952'de Bağdat'ta asıldı. Üçüncü isim Yusef Habaza ise o sırada Irak'tan kaçmış olduğu için gıyabında ölüme mahkum edildi.

Shlaim'in vardığı sonuca göre beş bombalı saldırıdan üçü Siyonist yeraltı örgütüne aitti. Dar el-Beyda'daki saldırıyı ise Arap milliyetçisi İstiklal örgütü gerçekleştirmişti. Çünkü Arap milliyetçileri, İngiliz yanlısı hükümete karşı çıkarken tüm Yahudileri iktidarı destekleyen bir hedef olarak görüyordu.

Karkoukli başka saldırılara dair de bilgi verdi. Dört kişinin öldüğü Mesude Şemtov Sinagogu saldırısında bombacının Müslüman olduğunu, ama ona yardım eden ve onu yönlendiren bir polis memurunun Siyonistlerden rüşvet aldığını aktarıyordu.

Tatışmalar ve iddialar

Kimi araştırmacılar, Avi Shlaim'in tezlerini zayıf buluyor. Gerekçeleri, tezlerin yalnızca tanıkların anlatısına ve işkenceyle anılan bir polis biriminin imzasız, tarihsiz belgesine dayanması.

Tüm bu itirazlara rağmen, ortaya çıkan tarihi belgelere göre Mossad'ın Bağdat bürosu, göç yasasının hızlanması için olağan faaliyetlerini sürdürdüğünü Tel Aviv'e bildirmişti. Hillel de kurduğu Siyonist hücrelerin tek amacının kitlesel göç olduğunu gizlemiyordu.

Öte yandan 1950'li yıllarda İsrail medyası Irak'taki katliamlara ve toplama kamplarına dair hikayeler yazarken, İsrail Filistinlilerden boşaltılan bölgelere ve sınır hatlarına Irak'tan gelecek Yahudileri yerleştirmeyi hedefliyordu.

Üstelik bu yöntem yalnızca Irak'a özgü tekil bir örnek değildi.

Benzer dönemler, benzer hikayeler...

Bağdat'taki iddiayı güçlendiren bir diğer şey de İsrail'in birçok ülkede benzer taktikleri uygulamış olmasıydı.

Benzer tezleri güçlendiren en büyük kanıt, İsrail'in 1954 yazında Mısır'da sahnelediği Lavon olayı olarak gösteriliyor. Askeri istihbarat servisi Aman, İngiltere'nin Süveyş'ten çekilmesini engellemek ve suçu komünistlere yıkmak için Mısırlı Yahudilerden oluşan bir ağı Amerikan ve İngiliz hedeflerine bomba koymakla görevlendirdi.

Göç eden Irak Yahudileri sağlık kurumlarından belge alırken.

Eylemciler kitapların içine asit ve nitrogliserin yerleştirdi. Temmuz'da Philip Natanson'un bombası İskenderiye'de bir sinemanın önünde erken patlayınca Siyonist ağ çöktü ve 11 kişi tutuklandı. İsrail Savunma Bakanı Pinhas Lavon'un istifasıyla sonuçlanan bu olayı İsrail tam 51 yıl inkâr etti. Ta ki 2005'te Cumhurbaşkanı Moşe Katsav hayatta kalan ajanlara takdir belgesi verene kadar.

Yani İsrail devleti, o ajanlara 2005'te takdir belgesi vererek yapılanları farklı biçimde de olsa teyit etmiş oldu. O yıllarda İsrail, Irak'ta, Mısır'da ve Türkiye'de Yahudilerin güvende olmadığı tezini işliyor, çeşitli provokasyonlar yaratarak Yahudileri İsrail'e göç ettirmeye çalışıyordu.

Belgeler, tanıklıklar ve tarihçilerin araştırmaları, Siyonistlerin İsrail'deki Yahudi nüfusunu artırmak için Ortadoğu'daki Yahudi cemaatlerine yönelik bombalı eylemler düzenlediğini, böylece "Orası güvenli değil, İsrail'e dönün" mesajı verdiğini gösteriyor.

Üstelik bu yöntem bugün farklı biçimlerde yeniden üretilmeye devam ediyor. İsrail bu amaçla geçmişte kendi nüfusunu artırmaya çalışırken şimdilerde düşman gördüğü insanların sayısını azaltmaya çalışıyor. Yöntem ise aynı: Katliamlar ve basında manipülasyon.

Medyada devam eden saldırılar

İsrail'in manipülasyonları bugün Gazze'de farklı biçimlerde sürüyor. Filistinlilere yönelik saldırılar görmezden gelinirken, masum olduğu iddia edilen Siyonistler için bambaşka hikayeler yazılıyor.

Gazze'de gazetecileri öldüren ve yaşananları dünyaya farklı biçimde aktaran İsrail'in son icraatlarından biri de "Fauda" adlı dizi oldu. Netflix, geçtiğimiz günlerde dizinin beşinci sezonunu yayımlayınca İsrail'in on yıllara dayanan manipülasyon yeteneği yeniden gündeme geldi.

Dizi bu kez 7 Ekim sonrasında geçiyor. Yapımcılarından Lior Raz, Jüdische Allgemeine'ye verdiği röportajda anlatı perspektifinin "Siyonist" olduğunu açıkça ifade ediyor. Yine de kötü karakterleri duygusuz göstermek istemediklerini ekliyor.

Dizi Filistin'in gerçeğini silikleştiriyor, İsrail askerini romantize ediyor.

Fauda dizisinin son yayınlanan tanıtım görseli

Dizide Filistinliler çoğunlukla tehdit unsuru olarak tasvir ediliyor, İsrailliler ise ara sıra hata yapan ama hatalarına üzülen vicdanlı insanlar olarak resmediliyor.

Diziler ya da tarihi propagandalar aynı şeyi hatırlatıyor: İsrail her seferinde kendi kahramanlarını kendi öyküsüne uygun biçimde anlatıyor.

Ama arşivler ve ortaya çıkan belgeler, bazen başka bir hikayenin daha olduğunu anlatıyor.

Bağdat'ın bombalarını, Kahire'nin kütüphanelerini ve 2005'te dağıtılan belgeleri hatırlatan bu hikaye, bir İsrailli tarihçiden geliyor. Shlaim'in kanıtlarının ağırlığı tartışılabilir. Fakat kendi devletinin resmi tarihine itiraz edip gerçekleri arşivlerde arayan bir tarihçinin aktardıkları ve İsrail'in yıllar sonra ajanlarına verdiği takdir belgeleri, bu tablodaki en büyük yüzleşmeyi gözler önüne seriyor.

soL'un dört kez sansürlenen X hesabını takip ederek yaygınlaştırabilirsiniz. 

soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

Kaynak: Haber

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…